Ponzi Oyunu Dolandırıcısının Psikolojisi - Analiz Özel Dedektiflik Bürosu

Bize Ulaşın

Etiketler , , , , , , ,

Ponzi Oyunu Dolandırıcısının Psikolojisi

 

Ponzi oyunu, Ponzi sistemi, Ponzi düzeni, Ponzi şeması (ponzi scheme), Ponzi yöntemi, Ponzi piramidi gibi ifadelerle karşımıza çıkan bir dolandırıcılık tekniği hakkında bir yazı yazmayı düşünüyorduk. Bizdeki saadet zinciri deyimi gibi olmasa da, bu türevleri ortaya çıkaran sistemin mucidi kişi Charles Ponzi ve onun adıyla anılan Ponzi şeması, bir başka konumuz olacak.

Bu şekilde gelişen ponzi dolandırıcılığı hakkında ilerdeki günlerde yazmaya devam edeceğiz. Ancak bugün sizlerle ponzi dolandırıcıları hakkında bir şeyler yazalım istedik. Eski bir borsacı, yatırım danışmanı ve finansör olan bir Amerikalı Bernard Lawrence “Bernie” Madoff hakkında yapılmış bir röportajdan alıntılarla süsledik, bir dedektifin bakış açısını koyduk. Umarım Bernard Madoff hakkında yazdıklarımızı keyifle okursunuz.

 

Bir Sahtekârın Anatomisi

 

İyi Savunulan Bir Zihin

Güveni Suistimal Suçu – (i.) 1 Köken olarak, değerli şeylerini bir dolandırıcıya emanet etmeye ikna edilmiş bir “hedef” ile gerçekleşen dolandırıcılık; 2 birini yanlış bir şeye inandırarak kandırma eylemi.

Çoğu kritere göre Bernie Madoff, modern tarihteki en başarılı Ponzi oyunu dolandırıcısıydı. Wall Street’in kıymetli bir emektarı, o meslektaşlarına ve ona milyarlarıyla güvenen binlerce yatırımcıya güven aşıladı.

The wizard of liesBir yakalama: En nihayetinde amacına ulaşamadı. Ponzi oyunu dolandırıcıları nadiren çıkar diyor The Wizard of Lies: Bernie Madoff and Death of Trust’ın yazarı Diana B Henriques. Ponzi piramidi dolandırıcıları, olmayan bir temele kule inşa eder ve ekonomik deprem kaçınılmaz surette gerçekleşince de yapı alt üst olur.

 

Peki, neden Madoff hala yüceliyor?

 

Bir röportajında “Bir Ponzi oyunu dolandırıcısının kendisine söylediği ilk büyük yalan, bir yolunu bulup bunu atlatacağıdır,” diyor Henriques. “Bu uygunsuz ve rahatsız edici gerçeğe kapıyı kolayca kapatma yeteneği, bir sahtekâr olmak için esastır.”

NYTimes’ın finansal yazarı Henriques, Madoff tutuklanmadan önce onunla röportaj yapan ilk gazetecidir. Onunla şahsen görüşmüştür ve güven verme konusunda doğuştan kabiliyetli birinin bunu nasıl kullandığını öğrendiğini, onun dünya hakkında nelere inandığını ve kendini nasıl kandırdığını açıklıyor.

Madoff ile yaptığı röportajda Henriques, Madoff’un psikolojisine odaklanmıştır: O bir sosyopat mıydı? Vicdan azabı hissediyor muydu? Hatta her şeyden önce, insanların güvenlerini tamamen kazanmak için hangi akli jimnastikleri kullanıyordu?

Henriques’in Madoff’ta gözlemlediği şey “iyi savunulan bir zihin” olarak tanımladığı karakter özelliğiydi. Kendisini suçluluk veya sorumluluktan uzakta tutma, çoğu insanın yalan söylerken hissettiği bir çeşit endişeden kaçınma ve suçlarının gerçekliğini görmezden gelme yeteneği. Bu, kaçık sihirbazın kara disiplini ve Madoff’un ailesini ve ona güvenen diğer herkesi mahvetmesine neden olmuş kötücül bir yetenekti.

Aşağıda, Henriques ile yapılan röportajdan alıntılar ve harika bir dolandırıcının zihin içgörülerini bulacaksınız.

 

İyi Savunulan Bir Zihnin 6 Özelliği

 

  1. Akıl Çeldirme Yeteneği

Madoff yüz yüze, şimdiye kadar dolandırıcılar hakkında gördüğünüz veya duyduğunuz her şeyden çok farklı. O, Ponzi şeması dolandırıcılığının tüm standartlarını bozdu.

Bernie, beni çok özel hissettirmişti. Beni tam olarak iliklerime dokunacak bir yol izleyerek göklere çıkarmıştı. Beni tam olarak neyin harika hissettireceğini biliyordu. Onun bir dolandırıcı ve yalancı olduğunu bilmeme rağmen, bana yağdırdığı övgülerin beni iyi hissettirdiğini fark ettim.

Bu, göz kamaştırıcı bir devrim: birinin yalancı olduğunu bilseniz bile, sizi göklere çıkarırken aklınızı çeliyor. Bir dolandırıcı aklınızı her zaman çeldirir.

 

  1. Uygunsuz Gerçeklikleri Görmezden Gelme Yeteneği

Ponzi oyunu dolandırıcıları hakkında çoğumuzun kafa karıştırıcı olarak bulduğu şeylerden biri de, işlenen bu suçun ağırlığı altında ezilerek her sabah nasıl uyanılabileceğidir. Şükran gününde tüm arkadaşlarınızın ve akrabalarınızın etrafınızda toplandığını hayal edin. Onların gözlerinin içine bakıyorsunuz ve onların her birinden bir şeyler çaldığınızı biliyorsunuz. Buna nasıl katlanırsınız?

Ben, aslında ne yaptığının gerçekliğine karşı kendini savunacak kapasiteye sahip olmayan birinin, bir suçlu olabileceğini düşünmüyorum.

 

“Bu uygunsuz ve rahatsız edici gerçeğe kapıyı kolayca kapatma yeteneği, bir sahtekâr olmak için esastır.”

 

Bir Ponzi oyunu dolandırıcısından üç kaçış yolu vardır: Seyşeller’e tek yön uçak bileti, binadan tepesinden atlamak veya hapis cezası. Röportajda Madoff’a soruldu, “Bernie, tanrı aşkına, bu bir Ponzi şeması dolandırıcısı. Başka nasıl sonlanacağını düşünebilirdin ki?”

Bu, en göze çarpan cevaplardan birini ortaya çıkarıyor. New York bir şekilde havaya uçsa ve herkes ölmüş olsa da o, bu olayı çözmeye çalışmak zorunda olmasa.

Bu, Ponzi düzeni dolandırıcılarının kendilerini ne yaptıkları konusunda kandırmalarındaki güce ilginç bir bakıştı. Bir Ponzi oyunu dolandırıcısının kendisine söylemek zorunda olduğu ilk büyük yalan, iyi kötü bir şekilde bu işin içinden çıkacağı, modern tarihin bu üç kaçış yolundan biriyle sonlanmayan Ponzi oyunu dolandırıcılarından biri olacağıdır.

 

  1. Empati Eksikliği

Bernard Madoff

Sosyopatların ve psikopatların, gerçekten empati geni eksikliğine sahip olduklarını kanıtlayan harika çalışmalar var. Başka insanlara zarar verdiğindeki acıyı, senin ya da benim hissettiğim gibi hissetmezler.

Madoff sosyopat mı psikopat mı, bunu uzmanlara bırakacağız. Ama oğlunun intiharından, bir ebeveynin başına gelebilecek en kahredici olaylardan birinden sonra onu, savunmasını yenilemiş haliyle görmek büyüleyiciydi ve bu bana onun 25 yıl boyunca suçluluk davranışıyla nasıl hayatta kalabildiğini gösterdi.

Onun çalışmasını ve ayrıca bu yeteneğin, gerçekten becerikli dolandırıcılar arasında geniş alana nasıl yayılmış olduğunun yansımasını görmek büyüleyiciydi.

 

  1. Suçluluk Duygularını Bastırma Yeteneği

Madoff’un oğlunun intihar girişimi kadar hiçbir yetenek daha fazla test edilmemiştir. Oğlunun intiharından sonra hissettiği ıstırap ve suçluluk duygusunun gerçek, çok derin ve neredeyse onu mahvedecek olduğundan şüphem yok.

Fakat ben onu, bu kapıyı tamir edip, tekrar kilitlediğini izledim.

Onu, Şubat 2011’de cezaevi ziyaret odasında gördüğümde bir enkaz halindeydi. Onun, altı ay önce gördüğüm adam olduğunu zar zor fark ettim. Kilo vermişti. Kötü bir şekilde tıraş olmuştu. Kıyafeti artık zarif ve bakımlı değildi; buruşuk, kötü ütülenmiş ve düğmeleri iliksizdi. Darmadağındı.

Konuşmayı olabildiğince ailesinden uzakta sürdürme konusunda ısrar etti.  Onların suça nasıl dâhil olduklarından, ne olup bittiğini ve davaya nasıl müdahale edileceğini bilmeleri gerektiğinden konuşmak istedi. Mağdurlardan ve onların, vasileri tarafından ne kadar kötü bir muamele gördükleri hakkında konuşmak istedi.

Rakamlar, dolarlar ve sentler, geri kazanım yüzdeleri, tüm gerçekçi, rasyonel şeyler. O, bu konulara yapıştı ve ben konuyu farklı bir yere çekmeye çalışsam da onları bırakmadı.

O, Mark hakkındaki duygularından bahsetmedi. Görüşmenin sonunda ona baskı uyguladıysam da, yalnız People Magazine’in henüz çıkmış yazısına ilişkin şunları söyledi. “O yazıda kullandıkları fotoğrafı gördüğümde çok üzüldüm.” Söylediği tek şey buydu.

 

Oğlunun intiharından sonra hissettiği ıstırap ve suçluluk duygusunun çok derin olduğundan şüphem yok… Fakat ben onu, bu kapıyı tamir edip tekrar kilitlediğini izledim.

 

O dergiyi satın aldım. O fotoğrafta eşi ve çocuklar vardı, Mark’ın henüz çok genç olduğu zamanlar. Hissettiklerim, onun dediğine çok yakındı, “Bu fotoğraf benim içimi acıttı.”

Daha sonraki maillerde, Mark hakkında hissettiği suçluluk duygusunu kabul etti. Ama yol boyunca bunu, diğer aile üyelerine karşı duyduğu sinirin bir parçası olarak görüyordu. Eşiyle aralarında geçen “O bunu neden söyledi?” ve “O olayı ben bu şekilde hatırlamıyorum,” sohbetleri gibi. Bu ıstırabı başka bir ortama taşıdığı andan itibaren Mark’ın ölümü konusundaki keder ve suçluluğundan bahsediyordu.

Bu süre içerisinde, diğer mağdurlara karşı tutumu daha da katılaşıyor ve daha amansız, az pişmanlık verici bir şekilde büyüyordu. Böylece sohbete bu hâkim olmaya başladı. Onun, herhangi bir cevaba sahip olmadığı bu korkunç tecrübeden uzaklaştığını görebiliyordum. Bir savunması yoktu.

 

  1. Kurtulma

Konuşmak istediği şeyleri Wilpon aile savaşı, önceki çalışanlarından birinin suçlu müdafaası gibi konular ile olabildiğince Mark’ın ölümünden uzak tutmaya çalıştı. Geriye baktığımda, oğlunun intiharının gerçekliğinden uzak bir şekilde konuşmalarımızı sürdürerek bu seyahatinin izini sürebiliyordum.

Yaptığı işleri açıkça belirtmemesi ve sürekli şunları tekrar etmesi tuhaftı, “Keşke bunu yapmış olsaydım, Keşke bunu yapmamış olsaydım… Keşke çocukları, beni ihbar edecek pozisyona getirmek yerine, ben kendimi onlara açıklamadan ihbar etmiş olsaydım.”

 

Şunu söylemediği bir dakika bile yoktu, “…Keşke bunu yapmasaydım.”

 

O, bu alanı hiç kurcalamadı. Ama birkaç notta da Mark’ın ölümünden tamamen kendisini sorumlu tuttuğunu da söyledi. Dilinden sözcükler dökülüyordu, ama Mark’ın ölümünü hakkındaki detayları eklemiyordu.

Gerçekten Mark’ın ölümüyle alakalı çok derin bir pişmanlık hissettiğinden şüphem yok, aynı zamanda oğlunu intihara nasıl sürüklediğini bile anlayamadan veya net bir şekilde bu durumu kendisine açıklayamadan mezarına gittiğinden de şüphem yok.

 

  1. Özgüven Kabiliyeti

Onlara boşuna “dolandırıcı” demiyorlar. Bu bir sanatkârlık. Ben bunu, onun ölümcül kabiliyeti olarak görüyorum – insanların güvenini kazanabilmek, her zaman kuşkudan çıkar sağlamak, rahatsız edici her türlü gerçeklik konusunda endişelerini gidermek için bir yetenek. İnsanların övgü, becerikli bir yağcılık ve her türlü kişisel ilgi ve merak profiline uygun bir görünüş ile ilgi toplayan bir tavır. Ben bunu bir lanet olarak görüyorum.

Bu, bir sosyopatın kabiliyetleridir. Bir çok kriter, Steve Jobs’ın da bir sosyopat olduğunu gösteriyor. Eğer Walter Isaacson’ın müthiş kendisini yazdığı fevkalade biyografisini okursanız, şunu söyleyebilirsiniz, “Vay be. Bu acayip bir adammış.”

Hal böyle olunca o, bu inanılmaz birliğin çatısı altında bunu uygulamaya başladı. Sosyopatik yetenekler büyük ihtimalle düşünmek istediğimizden daha fazla yöneticiyi yüksek yerlere getirmiştir. Ama her sosyopat, suçlu değildir.

 

Sosyopatik yetenekler büyük ihtimalle düşünmek istediğimizden daha fazla yöneticiyi yüksek yerlere getirmiştir. Ama her sosyopat, suçlu değildir.

 

Sadece Sosyopatik, narsistik kabiliyetlerin ötesinde, denklemin başka bir elementi var ve bunun ne olduğunu bulmak için sonsuza kadar uğraşacağız. Bu gibi karakterlerin cazibesi buradan geliyor. Birçok insan, ağaçtaki kuşları kendilerine hayran bırakabilecek durumdadır ve onları canlı şekilde pişirmezler. Birçok insan, diğerlerinin sevgisini, saygısını ve hayranlığını kazanabilecek yeteneğe sahip ve onlara bunları veren insanların hepsine ihanet etmezler.

Dolayısıyla sürekli arayış içerisinde olduğumuz, yapbozun başka bir parçası var, işte dedektiflerin ilgisini de bu çekiyor. Kesinlikle her dolandırıcı, bir sosyopattır. Ama açıkça görünüyor ki her sosyopat, bir dolandırıcı değildir.

Bir şeyi anlayabilmemiz gerek: O sınır neresi? Hangi adımdan sonra aşırıya kaçılmış oluyor? Bu belirli niteliklere sahip sosyopatı, çizginin ötesindeki küresel nitelikte, büyük çaplı hırsızlığa geçiren şey nedir? Bence, ponzi oyunu gibi suçların kalıcı cazibesinden veya bu gibi insanlardan dolayı kaynaklanıyor.

 

Yazmış olduğumuz diğer dolandırıcılık makalelerini okuyabilir veya Analiz Dedektiflik Bürosu dedektifleri ile iletişim kurabilirsiniz.

Yorumlar kapatıldı.

Bizi günün her saati arayabilirsiniz. 0.532.280 89 00

Bizi Şimdi Arayın