Aldatmanın Tarihçesi - Analiz Özel Dedektiflik Bürosu

Bize Ulaşın
Kategori
Aldatma

Etiketler

Aldatmanın Tarihçesi

 

 

Aldatma, insanlık tarihinin başlangıcından günümüze kadar gelmiş bir olgudur.  İnsanlar var oldukça da aldatmalar devam edecektir. Osmanlı tarihine baktığımızda Yavuz Selim döneminde akıncı beylerinden Bâli Bey’in karısını aldattığını ve hatta ölen yavuklusunun mezarını açtırıp, cesedini seyretmeye kadar işi götürdüğünü biliyoruz. Çağatay Uluçay’ın 1950’lerde Topkapı Sarayı arşivinde bularak “Haremden Mektuplar” isimli kitabında yayınladığı belgelerle bu kadının yaptıklarını teferruatları ile anlatmaktadır. İnsanlık tarihinin var oluşundan günümüze kadar aldatma insanlarda tamiri güç yaraların açılmasına sebep vermektedir.

 

Aldatan açısından sadece kendini affettirme çabası varken, aldatılan olmak bu olayın en kötü tarafında kalmaktır. İkili insan ilişkileri içerisinde en önemli gündem maddesini oluşturan aldatma gündemden hiç düşmeyerek, eskilerden günümüze kadar gelmiş ve de kişiler üzerinde bıraktığı olumsuz etkileri de hiç değişmemiştir.

Nazım Hikmet Bursa’da hapis yatarken Piraye’sine deli divane âşıktır ve her gün ona şiirler yazmaktadır. Nazım Hikmet daha sonra evli ve çocuklu olan dayısının kızına âşık olmuş, ancak dayısının kızı eşinden boşanamayınca Piraye’ye geri dönmüştür. Nazım Hikmet aldatmamıştır, Piraye’sine içinde bulunduğu durumu mektupla anlatmıştır. Ama dayısının kızı evli ve çocukludur. Onun da Nazım Hikmette gönlü var fakat eşi ayrılmamaktadır. Fiziksel olmasa da duygusal açıdan bir aldatma söz konusu olmuştur. Piraye ise sadece beklemiştir.

Aldatmanın sadece fiziksel değil, duygusal boyutlarına baktığımızda Nazım Hikmet evli ve çocuklu olan Münevver ile evlenemez ve hapisten çıkıp yurt dışına çıktığında Münevver’in yerine evli çocuklu Vera’yı koyar. Nazım Hikmet’in peşinden Münevver oğlunu da alarak Nazım Hikmet’e gider ama Nazım Hikmet Vera’sından vazgeçmez. Nazım Hikmet Piraye, Münevver ve Vera üçgeninin içerisinde dillere destan aşkını yaşarken, Piraye ve Münevver’e sadece acıları kalmıştır. İnsanlık tarihi kadar eski olan bu kavramda hep acılar yaşanmıştır.

 

Devletleri yıkabilecek kadar etkisi olan aldatmanın tarihsel, sosyolojik ve psikolojik olarak kökleri vardır. Üstüne kitaplar yazılan, filmleri çekilen, sürekli tartışma konusu olan, şarkıları söylenen, şiirleri yazılan bir kavramdır. Ne zamandan gelmiştir, ne zamana kadar devam edecektir. İnsanlar neden aldatır. Geçmişte neden aldatıyorlardı, günümüzde neden aldatıyorlar. Birçoğuna göre özgürleşmek adına yapılsa da, diğer yanda aldatılan açısından hayatının zindana dönmesine sebep vermektedir. Sezen Aksu’nun dediği gibi; Ne acı ne acı insan kendine ne kadar yenik, bulunmadın ihanetin ilacı yürek koca bir kara delik, yapacak bir şey yok gitmek istedi gitti, hem anlıyorum hem çok acı tek taraflı bitti.

 

20. Yüzyılda yaşayan felsefeci ve aktivist Simon De Beauvoir ve J.P Sartre arasında yaşanan aşka bakıldığında 50 yıllık evlilikleri süresince sadakatin önemli olmadığını, tutkuyla birbirlerine bağlı olduklarını ve üçüncü kişilerle birlikteliklere izin vererek yaşamışlardır. Tek eşlilikte aldatmaların, ihanetlerin çok olacağını savunmuşlardır. 20. Yüzyılda normal gibi karşılansa da çiftlerin haberi bile olsa bir üçüncü kişiyle yaşamak demek, eşlere ihanet olmasa da kendi kendilerine yaptıkları bir ihanettir. İnsanlığın var oluşundan günümüze kadar kimler aldatılır, kimler aldatır her konuşuldu. Güzel kadın da aldatılıyor, çirkin kadın da aldatılıyor. Zengin erkek de aldatılıyor, fakir erkek de aldatılıyor. En güçlüsü de, en zayıfı da aldatılıyor. Eskiden cinsiyet algısına göre erkek egemen toplumlarda erkeklerin daha çok aldattığı görülürken, günümüzde artık kadınların da erkekleri aldattığı görülüyor.

 

 

Sosyal Medya ve Aldatma

 

Teknolojinin hızla ilerlemesi, evlerimizin içine giren bilgisayarlar, akıllı cep telefonları sayesinde evinde oturan çalışmayan bir kadında sosyal medya üzerinden buldukları arkadaşları ile eşlerini aldatabiliyor. Çalışmıyor evden dışarı çıkmıyor nasıl bulmuş o adamı dediğimiz durumda buradan çıkıyor. Erkeği kadını da fark etmiyor. Erkek de evine geldiğinde elinde telefonla, hanımının yanında başka bir kadınla sohbet edip, ona özeli anlatıp, daha sonra âşık olup, onun hayaliyle yatağa yatıp, yanı başında aynı yastığa kafasını koyduğu eşini aldatıyor. Erkek egemen toplumlarda dünde olduğu gibi bugünde erkeğin aldatmasını normal olarak gösterebiliyor. Toplumda çoğu zaman erkek adam aldatır, erkek adam çapkındır ne var bunda bile denilebiliyor. Kadınlarımızın kendilerini geliştirmeleri, toplumda söz sahibi olmaları ile yasaların kadınların haklarını korumasıyla bu kavramı kabul edilebilir durumdan çıkarmış ve bu algıyı yavaş yavaş değiştirmeye başlamıştır. Kadınların iş hayatına atılması da bu algının değişmesine çok büyük katkı sağlamıştır. Ekonomik özgürlüğü olan kadın artık aldatıldığında kaderine boyun eğmiyor ve haklarını sonuna kadar savunabiliyorlar.

 

Günümüzde sosyal medyadan çok duyduğumuz ünlü isimlerin de eşleri tarafından aldatıldıklarını öğreniyoruz. İnsanlığın var oluşundan günümüze kadar gelen aldatmalar son zamanlarda çağın hastalığı olmuş durumdadır. Aldatma sonucun da dağılan aileler, yıkılan evler, boşanan çiftler, toplum olarak herkesin psikolojisini bozmaktadır. Sadece aldatılanın değil, çoğu kişinin geleceğe dair hayallerinin bitmesine sebep olmaktadır.  Babasının annesini üçüncü bir kişiyle aldatan genç bir kızın geleceğe bakış açısını, hayallerini, erkeklere yaklaşımını, evliliğe bakış açıcısını ne derece de kötü etkilediğini az çok tahmin edebiliriz.

 

 

Aldatmak psikolojik bir rahatsızlıktır.

 

Günümüzde son zamanlarda sosyal medya üzerinden okuduğum bir yazı “Angelina Jolie’nin bile aldatıldığı dünyada, bu erkekler bize neler yapmaz” diyordu. Eskilere gittiğimizde ise bir rivayete göre Leyla’da Mecnunu aldatmış, Mecnun’a bu söylendiğinde ise ben Leyla’dan geçtim Mevla’yı arıyorum dediği söylenir. Geçmişten günümüze aldatma hep vardı, bundan sonrada var olacaktır. İnsanlar gelişen teknolojiler, aşırı özgürleşme, anlık elektrik almalar, heyecan olsun, değişiklik olsun, çok içtim hatırlamıyorum, psikolojim bozuktu, heyecanlandım, duyulmaz sandım, paramla değil mi, şeytana uydum ve saymakla bitiremeyeceğimiz kadar çok sebeple aldattıklarını söylemekteler. Oysa asıl sebep kendilerinin psikolojik olarak rahatsız olmaları ve bu rahatsızlıklarının farkına varamamalarıdır.

 

Kadir İnanır, Türkan Şoray’ın Selvi Boylum Al Yazmalım Filmindeki gibi sevginin emek olduğunu bilseler aldatmaya bu kadar mazeret bulabilirler miydi? Doğru olmayan bir davranış için hiçbir mazeret geçerli olamaz ve buldukları mazeretlerde yaptıkları yanlışları meşrulaştıramaz. İlişkiniz yürümeyebilir, nasıl yürütebileceğinize dair fikirleriniz olmazken, nasıl yürütmemek için bir dünya fikrinizin olması da ilginçtir.

Evliliğimi nasıl kurtarabilirim sorusunu insan kendine sormaz da, günümü bugün kiminle geçirsem de sorunlarımı unutsam diye bir dünya cinlik düşünür. Bu cinlikler arasında da aklına nedense hemen üçüncü bir kişiyle vakit geçirmek olur. İnancına göre evlilik dışı cinsel birlikteliği zina olarak gören bir düşüncede olan insanın bile şeytana uydum diyerek aldatmaya meyilli olması da ayrı tartışılacak bir konudur.

Şeytan bu işin neresinde ben gerçekten bilmek isterdim. Hadi aldatmada şeytana uydun diyelim, bu şeytan sürekli sana bu işi yaptırırsa ne olacak, inancına ters düşen bir insanın normal bir insan olduğunu düşünebilir miyiz?  Osmanlı döneminde zina suç sayılırken ve Osmanlıda aldatan eşlerin hikâyesini okurken zinanın cezası kadınlar için Recm olduğunu ama bu cezanın uygulanmadığını, erkeklerde ise kırbaç veya hapis cezası olduğunu bunun da çok uygulanmadığını görüyoruz.

 

Günümüz kanunları aldatılan eşlerini yasal olarak daha çok korudukları görülmekte. Ya da günümüzde aldatma rekora doğru koştuğu için insanlar haklarını daha çok aramakta.

Diğer tüm aldatma makaleleri için ayrı bir kategori oluşturduk. Makale menüsünden seçerek okuyabilirsiniz.

Yorumlar kapatıldı.

Bizi günün her saati arayabilirsiniz. 0.532.280 89 00

Bizi Şimdi Arayın